Borç da Miras Kalır

Bir yakınını kaybeden aile, ilk günlerde cenaze işleriyle, taziyelerle ve geride kalan hayatı toparlamakla uğraşır. Banka hesapları, kredi sözleşmeleri ve ödenmemiş faturalar çoğu zaman daha sonra gündeme gelir. Bazen bir icra bildirimiyle, bazen bankadan gelen bir telefonla öğrenilir: Hayatını kaybeden kişinin ardından yalnızca malvarlığı kalmamıştır.

Borçlar da vardır.
Miras denince aklımıza ev, arsa, otomobil veya bir miktar para gelir. Oysa hukuk açısından miras, kişinin ekonomik hayatının bütünüdür. Geride bıraktığı malları, alacakları ve başkasına olan borçları birlikte değerlendirilir. Bunların tamamına “tereke” denir. Kelime eski görünse de anlattığı şey basittir: Ölen kişinin geride bıraktığı ekonomik hesap.
Üstelik miras, ancak tapuya gidildiğinde veya bankadaki para çekildiğinde geçmez. Kural olarak ölümle birlikte mirasçılara geçer. Mirasçıların borçlardan sorumluluğu da her zaman kendilerine kalan mallarla sınırlı değildir; kendi malvarlıkları da risk altına girebilir. Bu nedenle “Bana zaten bir şey kalmadı, borçlardan da sorumlu olmam” düşüncesi tehlikeli bir yanılgıdır.
Mirasın reddi, işte bu noktada önem kazanır.
Gündelik dilde “reddi miras” dediğimiz bu hak, kişinin kendisine geçen mirası kabul etmemesini sağlar. Ancak miras bir bütün olarak reddedilir. Bankadaki parayı alıp kredi borcunu reddetmek, evi kabul edip ödenmemiş borçları dışarıda bırakmak mümkün değildir.
Mirasın reddedilebilmesi için mutlaka borçların mallardan fazla olması da gerekmez. Mirasçı, kanunun öngördüğü süre ve usule uyarak mirası reddedebilir. Hukuk dilinde buna “gerçek ret” denir.
Bunun için sulh hukuk mahkemesine sözlü veya yazılı bir ret beyanında bulunulur. Beyanın açık, kayıtsız ve şartsız olması gerekir. Aile içinde “Ben bu mirası istemiyorum” demek veya bir bankaya borcu kabul etmediğini söylemek, bu işlemin yerini tutmaz.
Buradaki en önemli mesele süredir. Mirasın gerçek reddinde kural olarak üç aylık süre vardır. Yasal mirasçılar bakımından süre, ölümün öğrenildiği tarihten başlar. Mirasçı olduğunu daha sonra öğrendiğini ispatlayanlar için başlangıç değişebilir. Vasiyetnameyle mirasçı atananlarda ise resmi bildirimin zamanı önem taşır.
Dolayısıyla her dosyada aynı takvim hesabı yapılamaz. Önemli sebepler varsa hâkim süreyi uzatabilir veya yeni bir süre tanıyabilir. Fakat bunun kendiliğinden gerçekleşeceği düşünülerek beklemek doğru olmaz.
Süre kadar önemli bir başka konu da mirasçının davranışlarıdır.
Tereke mallarını kendisine mal etmek, gizlemek veya olağan yönetimin dışında mirası benimsediğini gösteren işlemler yapmak, ret hakkını kaybettirebilir. Mirasçı olarak bir malı satmakla, o malı zarar görmekten korumak arasında fark vardır. Mirasbırakana karşı açılmış bir davada savunma yapmak veya hak kaybını önlemek için işlem yapmak, her durumda mirası kabul etmek anlamına gelmez. İşlemin amacı, niteliği ve sonuçları birlikte değerlendirilir.
Zorunlu veraset ve intikal vergisi beyannamesinin verilmesi de tek başına mirası benimsemek sayılmaz. Dul aylığı gibi, koşulları sosyal güvenlik kurallarına göre belirlenen haklar ise mirastan ayrı değerlendirilir. Bu aylığın alınması, kendi başına mirasın kabul edildiğini göstermez.
Mirasın reddinde bir de daha az bilinen, fakat birçok aile için hayati önem taşıyan ikinci yol vardır: “Hükmen ret.”
Kişi öldüğü tarihte borçlarını ödeyemeyecek durumdaysa ve bu durum açıkça belli veya resmen tespit edilmişse, miras kanun gereği reddedilmiş sayılır. Burada belirleyici olan, ölüm tarihindeki mali durumdur. Geride kalan malvarlığı ve alacaklar ile borçlar karşılaştırılır.
Yalnızca “Borcu çoktu” demek yeterli değildir. Banka hesapları, taşınmazlar, araçlar, şirket payları ve tahsil edilebilecek alacaklar da araştırılır. Görünürde mal bulunmamasıyla, bütün araştırmalar sonunda borçları karşılayacak bir malvarlığının bulunmadığının anlaşılması aynı şey değildir.
Borçların değerlendirilmesinde de tarihlere dikkat etmek gerekir. İcra takibinin ölümden sonra başlatılması, borcun mutlaka ölümden sonra doğduğu anlamına gelmez. Hayattayken üstlenilmiş bir borcun ödeme günü daha sonraya kalmış olabilir. Bu nedenle borcun kaynağı ile ödeme veya takip tarihi birbirine karıştırılmamalıdır.
Hükmen ret, gerçek ret için öngörülen üç aylık süreye bağlı değildir. Ölümden yıllar sonra ortaya çıkan bir borç karşısında da gündeme gelebilir. Ancak mirasçının terekeyi benimseyen davranışlarının bulunup bulunmadığı yine önem taşır. Ayrıca borca batıklığın ve hukuki durumun ortaya konulması için mahkemeye başvurmak gerekebilir.
Bu olanak, gelen ödeme emrinin veya icra bildiriminin süresiz biçimde cevapsız bırakılabileceği anlamına gelmez. Borca karşı hangi yolla ve hangi sürede hareket edileceği ayrıca değerlendirilmelidir.
Bir diğer sık karşılaşılan yanılgı, bir kişinin mirası reddetmesinin bütün aileyi koruyacağı düşüncesidir. Ret, öncelikle o kişinin mirasçılık durumunu etkiler. Bazı durumlarda reddeden kişinin payı kendi çocuklarına geçebilir. Bu nedenle işlemin ailedeki diğer kişilere, özellikle küçük çocuklara etkisi de dikkate alınmalıdır.
En yakın yasal mirasçıların tamamı mirası reddettiğinde ise farklı bir sonuç doğar. Tereke, sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Gerideki mallar ve alacaklar, borçların ödenmesi için kanuni usulle değerlendirilir. Tasfiye sonunda bir değer artarsa hak sahiplerine verilir.
Ret hakkının sınırları da vardır. Kendi borçlarını ödeyemeyen bir mirasçı, alacaklılarını zarara uğratmak amacıyla mirası reddederse, kanuni koşullar altında alacaklıları ret tarihinden itibaren altı ay içinde reddin iptalini isteyebilir. Ayrıca borçlarını ödeyemeyen mirasbırakandan ölümünden önceki beş yıl içinde alınmış, miras paylaşımında geri verilmesi gereken bazı kazandırmalar için sınırlı bir sorumluluk doğabilir.
Bütün bu kuralların gündelik hayattaki karşılığı, ölümün ardından ekonomik tabloyu zamanında öğrenmektir. Hangi mallar ve alacaklar kalmıştır? Hangi borçlar vardır? Borçlar ne zaman doğmuştur? Mirasçılar hangi işlemleri yapmıştır? Bu soruların cevabı bilinmeden yalnızca söylentilere veya aile içindeki kabullere dayanarak hareket etmek, sonradan giderilmesi güç sonuçlar doğurabilir.
Mirasın reddi hakkında doğru bilgiye ulaşmak, özellikle yas döneminde önemlidir. İnsanların en zor günlerinde hukuki süreleri ve mali hesapları takip etmesi kolay değildir. Yine de bu hakkın zamanında öğrenilmesi, bir kişinin bıraktığı ödenemeyecek borçların sonraki kuşağın hayatını belirlemesini önleyebilir.
Yorumlar